Ümraniye´nin becerikli terzisi

Emrah Uzun, işini severek ve özenerek yapıyor...

01 Mart 2009 Pazar 13:48
burak
Haber Canan BAYAR
 
Başarılı bir öğrenciydi.Fakat ailevi sebeblerden dolayı okuyamadı.Ailenin en küçük çocuğu olmasına rağmen, bütün yükü küçük yaşta omuzlarına almıştı.Sonuçta hayalinden hiç geçirmediği bir işi meslek edindi.Otuz beş yıldır Ümraniye’de becerikli ve sevilen bir terzi olarak yaşamını sürdürmekte olan Emrah Uzun ile söyleştik..

Kısaca sizi tanıya bilirmiyiz?
Sivas Koyuluhisar doğumluyum. Ortaokul mezunuyum. İlkokul 3.sınıfa kadar Sivas’ta ; yarısından sonra, İstanbul Şişli’de Hurriyet mahallesinde okudum. Ümraniye’ye de 1977 yılında geldik; 1977 yılından bu yana yaşantımızı burada sürdürmekteyiz.
 
Bu mesleğe başlama hikayeniz
Tamamen tesadüf ; hiç hayalimde olmayan bir meslekti terzilik.
 
Bir yerde çırakmıydınız peki?
Bu mesleğe başlamadan önce kısa kısa çeşitli işlerde çalıştım. İlk işim bir muhasebe bürosunda idi. Orada evrak getir götür işi yapıyordum. Kahvecilik bile yaptım. Hünerliyimdir; tek elimde 3-4 bardağı taşırım. Bunun gibi birkaç işler yaptım. Ümraniye’ye geldikten sonra bir arkadaşımla iş aramaya çıkmıştık. Kadıköy’e kadar, her camında ilanı olan dükkanlara girip ‘çırak arıyormusunuz?’ diye soruyordum. Böylece karşıma bu meslek çıktı.Sebaat ettim ve bu meslekte ilerledim ve usta bir modacı terzi oldum diyebilirim.
 
Bu meslekte kaçıncı yılınız?
12 yaşında başladım bu işe; o yıldan beri yaklaşık 35 yıldır bu mesleğin içindeyim.
 
Hayalinizde ki meslek bu muydu?
Hayır, hayalimde böyle bir mesleği hiç düşünmemiş, hayalini bile kurmamıştım.Hayalim okumaktı. Zeki bir öğrenci olmama rağmen; çeşitli ailevi nedenlerle okuyamadım. İkinci hayalim sanatçı olmaktı. Güzel saz çalardım; düğün salonlarında saz çalıp şarkı söylerdim. Bir nedenden dolayı, oda olmadı. Şiirlerim var, bestelerim var, şarkı sözü olacak türden. Daha çok, gençlik zamanlarımdı o zamanlar…Şu anki Emrah; yani küçük Emrah olmadan önce; şarkıcı Emrah Uzun olarak ben vardım aslında.Ama her şey takdiri ilahi.
  
Güzel saz çalıyormusunuz?
35 yıldır çalmıyorum. Parmaklar bitti artık. Verseler elime, herhalde odun diye tutarım.
( Gülüşüyoruz…) Saz çalmak bir hünerdir;her gün üzerinde çalışmak lazım. Diyelim ki bu gün çaldın;bir hafta sonra bir daha aldın eline, çalmaya başladın, çalamazsın…Mutlaka en az günde 1 saat saz üzerinde çalışman lazım. İyi bir sazcı olabilmen için.
 
Saz çaldığınız döneme ait, anı olarak sakladığınız bir resminiz var mı?
Yok maalesef, bu zamana dek böyle bir şey elimde tutup saklamadım. Fakat bir zamanlar Çakıl Gazinosu vardı. O gazino ile bizim anlaşmalarımız olmuştu.Hatta abim bu anlaşamaları yapmıştı. Afişlerimiz falan basılmıştı. Mahsuni Şerif ve Sevda Bağcan’la beraber Çağlayan’da bir geceleri olmuştu.Bende onlara saz çaldım.
 
Terzilik zanaatının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bu zanaat, gelecekte çok aranan bir meslek olacak. Artık sanatkar yetişmiyor. Benim yanımda bir zamanlar 5-6 kişi sanat öğrenmek için çalışıyorlardı. Evet, son seneler de tamamen bu işlere talep azaldı. Birkaç sene sonra; bizde gittikten sonra, düğmesini diktirecek bir terzi bile bulamayacak bu insanlar.
 
Sizin çıraklıktan ustalığa çıkardığınız elemanınız oldu mu?
Çok vardı;fakat ustalığa yetişmeden bu işi yürütemediler ve bıraktılar. Konfeksiyon piyasası çıkınca  terzilerde yetişen gençler, böyle yerlere yöneldiler. Biz makinede dikiş dikmesini öğrettik; onlar ise konfeksiyon elemanı oldular. Kimisinin atölyesi var. Kimisi tamamen ayrı iş yapıyor.
 
Şu an konfeksiyon ve tekstil piyasası, krizden dolayı sıkıntı yaşamakta.Acaba tekrar terziliğe dönen olur mu?
Kriz denilen virüs geçici bir şey, grip gibi.Bir süre sonra biter. Ama önceden konfeksiyona giden  bir terzi; bir daha geri dönüp terzilik yapmaz yapamaz. Çünkü; o ruh onda kalmamıştır. Terzilik, çok ince emek isteyen bir zanaatır.
 
Bazı terziler modacı olup dünya markaları çıkardılar. Sizin böyle bir şansız olmadı mı?
Ben kendi çapımda zaten bir markayım… Sorduğunuz üzere, uluslararası marka öyle kolay oluşmuyor. Çok çok paran olacak, reklama ağırlık vereceksin… Sonra çeşitli sosyal faaliyetlerde de bulunacaksın. Örneğin; bu gün önemli bir modacı olan  Faruk Saraç, terzilikten gelme biri.Ama  şansı yaver gitmiş birisi. İbrahim Tatlıses’le karşılaştı. Faruk Saraç’ı ünlü yapan İbrahim Tatlıses’tir. Bir takım insanların yanında bulunursan, kendi reklamını kendin yapmış oluyorsun. Her şey dediğim gibi, kader kısmet.
 
Peki siz neden ünlülerin arasında olma gereği duymadınız?
Ben niye bulunmadım; öncelikle çok yoğun çalıştım. Artı; bu gibi ortamda buluna bilmek için para durumunun çok çok iyi olması gerekiyor. Sonra efendim o ortamlara da; yani ünlülerle oturup kalkmak gerek.Bizim onu yapma imkanımız olmadı. Tamamen bu meslek bana, ustamın bir hediyesi; esnaflık ise ustamın bana bir ödülü oldu diyebilirim. Biz yokluktan geldik buralara, çıraktım ve hatta okul yıllarımda omuzlarıma ağır yükler yüklenmişti. İki hayalimi de ailevi nedenlerden dolayı gerçekleştiremedim. Ailemin en küçüğüyüm; fakat en ağır yükleri taşıdım. Başka bir şeyde düşünemezdim.
 
Piyasadaki kriz sizi etkiledi mi; etkiledi ise ne tür etkiledi?
Eğer piyasada bir kriz var ise; ilk önce bizi etkiler. Nedeni ise: Bizim işimiz lükse dayanan bir iş; insanlar önce boğazını düşünür daha sonra giyimini düşünür. Bundan dolayı ilk önce bizi etkiler. Ben şu anda; orta direk ve üstü olannlara hitap ediyorum. Onlar ne kadar krizde ise; bende o kadar krizde olurum.
 
Biraz ailenizden bahsedermisiniz; kaç çocuğunuz var? Okuyorlar mı?
Evet ne güzel soru bu böyle.Ben iki kız babasıyım. Ölürüm onlar için… Onlar aklıma geldiğin de beynimi kemiresim geliyor. Onları o kadar çok seviyorum ki... Büyük kızım, Bursa Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü’nde okuyor. Aynı zamanda da açık öğretim de  iki yıllık halkla ilişkileri okuyor. İki fakülte bitirmenin mücadesini veriyor. Bu sene bitecek inşallah. Küçük kızımda özel bir sağlık kurumun da halkla ilişkiler bölümünde çalışıyor. Onuda bu sene Üniversitiye hazırlayacağız.
 
Eşiniz iş konusunda size destek ve yardımcı oluyor mu?
Evet, ben hiç düşünmesini istemezdim, iş hayatımda neler olup bittiğini bilsin istemezdim eşimin; fakat şu son senelerde, eleman sıkıntımdan dolayı eşimin bana yardımcı olmasını istedim. Benim eşim ev hanımı.Getirdim buraya; ona bir ayda pantolon dikmesini öğrettim.Beş sene kadar yardımcı oldu sağolsun.
 
Bu mesleğinizi yaparken, iyi veya kötü bir anınız olmuştur.Bizimle paylaşa bilirmisiniz?
25 senedir bu dükkandayım. Hatırladığım kadarıyla sadece tek bir müşterim ile kötü diyoloğum olmuştur. O da; hani derler ya ‘ne istediğini bilmeyen’ işte öyle birisiydi. Ve ona dedim ki: “Benim önüme çuval dolusu parada koysan, ben sana daha elbise dikmem .“  En iyi anı derken de, meslek hayatımda insanlardan hep övgü aldım. Herkes elbisesini teslim aldığı zaman aynaya bakıyor; yüzüme dönüp ‘aldığın para helalı hoş olsun’ diyor. Ben beğenmediğim bir işi; bir defa karşımdakine sunmam. Benim kişilik yapım bu ve bunu işimede yansıtıyorum…
 
 
Yükleniyor...