Şarkışla, çok özel bir şehir
Terme'nin Çevreci Köpeği
Helal olsun!
Hz Muhammed'den 40 öğretici metod
09 Eylül 2010 Perşembe
Şehitin adına yaraşır bir okulBu okul Ümraniye´de adını çok duyuracak...
Haber Canan BAYAR
Yaptığı farklı çalışmalarla ve son yıllarda ki başarısıyla Ümraniye’de hızla trendi yükselen ve çalışkan bir ekibi olan Şehit Öğretmen Ahmet Onay İ.Ö.Okulu’nu ziyaret ederek, okul müdürü Hakan KINAY ile söyleştik.
Kısaca okulunuzdan bahseder misiniz?
Şehit öğretmen Ahmet Onay ilköğretim okulu, 1995 yılında 30 derslik olarak yapılmış. Şu an öğrenci mevcudumuz 850; birinci sınıflar 40 öğrenci, üst sınıflar ise 30-35 arası değişiyor. 6-7-8. sınıflara derslik uygulaması yapıyoruz; her dersin dersliği var. öğrenciler dersliklere göre hareket ediyorlar. Diğer tarafta da normal şube uygulaması yapıyoruz. Etütlü bir okul burası, diğer okullardan farklı olarak çok büyük bir bahçemiz var. 30 dönümlük bir arsamız var. Şu an bahçemizin bir kısmını kullanamıyoruz. Orayla ilgili çok büyük projemiz var. Burasını bir ‘doğa koleji’ gibi devlet okulu yapmaya çalışıyoruz. Bir hayvanat bahçesi, gezi yolları,piknik alanları olan bir okul olmasını istiyoruz. Bu proje buraya çok uygun; fakat maddi açıdan yeterliliğimiz yok. Belediyeyle milli eğitimle görüşmeler devam ediyor. Sanırım önümüzdeki yıllar da bu proje gerçekleşecek.
Kaç yıldır bu okuldasınız?
2004 yılında başladım, bu eğitim öğretimde beşinci yılım.
Okulun etkinlikleri ve faaliyetleri nasıl gidiyor? 2004 yılında göreve başladığımızda pek iç açıcı bir tablo yoktu. Özellikle fiziki olarak ciddi sıkıntılar vardı. Ve çok fazla öğretmen değişikliği yaşadık. Bundan dolayı da öğrencilerin sınavları konusunda problemler vardı. En büyük sıkıntımızın bu olduğunu düşündük ve biz çocukları okula bağlamaya çalıştık. Özellikle okulda sosyal faaliyetlere büyük önem verdik. Öğretmen arkadaşlar bir proje geliştirdiler. “Taktir edile bilinirsem başarabilirim” diye bir proje geliştirdik. Her çocuğun taktir edilecek bir yönünün olduğunu düşündük. Çocuklarımızın o yönlerini ortaya çıkarabilecek fırsatlar tanıdık. Futboldan tutunda atletizme kadar, judo dan tutun da -bir ara Beykoz belediyesi tarafından yardım alarak- kürek takımına kadar okulun içinde bir çok faaliyetler yapmaya çalıştık. Şu an 850 öğrencimizin yaklaşık 600 tanesi bu sosyal faaliyetlerden yararlanıyorlar. Burada ki amaç; birinci çıkarmak ikinci çıkarmak üçüncü çıkarmak değil. Öğrenciyi taktir ederek yarıştırmak değil; sadece kendilerinin farkına varmalarını sağlamaktır. Bu proje gerçekten tuttu. Daha sonra TKY’ de ( toplam kalite yönetimi) bize İstanbul birinciliği getirdi. Şu anda Türkiye de ki, ilk 20 eserin içerisinde yer aldı. Bu mayıs ayının sonunda; bakanlık yetkilileri gelerek, bu projeyi inceleyecekler. Okulumuzun alan ziyaretinde bulunacaklar. Biz orada, Türkiye’de birincilik çıkaracağımıza inanıyoruz. Bu projenin milli eğitim bakanlığı tarafından da uygulanacağına inanıyorum. Çünkü; şu anda milli eğitim de sıkıntı var. Sadece öğrencilere verilecek ödül, ‘taktir’ ile sınırlandırılmış. Ve birinci, ikinci ,üçüncü sınıflara ödül verilmiyor. Oysa ki, eğitimde ödül çok önemlidir. Ödülü alan çocuk daha başarılı oluyor. Bizim sistemimizde ise; anasınıfından tutun da sekizinci sınıfa kadar, yaptığı en ufak bir şeyde çocuk ödülünü alıyor. Davranış belgesi alıyor. Tabi burada, öğrenci ödülünü aldığı gibi veliye de teşekkür belgesi veriyoruz.
Geçtiğimiz ay okulunuz, “ Ümraniye Eğitimde İyi Örneklerini arıyor” adlı konferansa ev sahipliği yaptı. Bize bu konferansın amacından bahseder misiniz?
Öncelik olarak; eğitimcilerin, iyi örneklerini paylaşmaları gerektiğini düşünerek; iyi örnekleri bir araya getirmeyi amaçladık. Bilirsiniz ki, iyi örnekler çıkarmak zordur. Fakat çıkan iyi bir örneği alıpta sunmak bir hayli zordur. Önce kendi okulumuzda; daha kolay olduğunu düşünerek girişimde bulunduk. Burda da eğitimcilere bir fırsat doğmuş oldu. Ne yazık ki: “Eğitimciler bir araya gelipte eğitimle ilgili çok fazla sohbet edemiyor.” Çok fazla bir arada olduğumuz düşünülüyor ama; okulda olduğumuz zamanlar da, zamanın bir çoğunu çocuklarımızla geçiriyoruz. Sadece bize 10 dakika tenefüsler kalıyor. Taktir edersiniz ki, sınıf yorgunluğundan bu gibi sohbetler edilemiyor, zaman ise yetmiyor. Bizde önce kendi okulumuzda denedik. İki sene kendi örneklerimizi kendi okulumuzdaki öğretmenler arasında paylaştık. Baktık ki, çok iyi çok güzel ve faydalı oluyor, güzel hoş sohbetli dakikalar geçiriyoruz. Daha sonra diğer okullarla paylaşmaya başladık ve önce birinci bölgede geliştirdik. Sonra milli eğitim müdürlüğü ile paylaştığımızda, Ümraniye içersinde bu projeyi gerçekleştirebileceğimiz söylendi. Amacımız Ulusal düzeyde geliştirdiğimiz iyi örnekleri; okulları davet edip, kendi okulumuzda sunum yaparak göstermekti.Öğretmenlerimize iyi örnek hazırlayın dediğimiz zaman, ‘ben iyi örnek hazırlayamam bu çok zor bir iş’ diye düşünüyorlar. Oysa ki, iyi örnek; uyguladığınızda verim elde ettiğiniz fakat farkında olamadığınız örneklerdir. İşte amacımız bu.Onlara nasıl iyi örnek hazırlanır; onu göstermek ve önümüzdeki yıl Ümraniye de kendi içlerinde iyi örneklerini çıkartıp, diğer ilçelerle paylaştırmaktır. Belki bunu daha sonrakı yıllarda Türkiye çapında yaparız. Burda rehber öğretmenimiz Erhan Ağbaba’ya çok teşekkür ediyorum. Çünkü; o eğitim örneklerinin fikrini ortaya sunan öğretmen arkadaşımızdır. Diğer arkadaşlarla paylaştık ve tartıştık. Çok güzel oldu diyebilirim.
Ümraniye genelinde düzenlenen tiyatro yarışmasında birinciliğiniz var. “ Komşu Köyün Delisi” adlı tiyatro oyununu yazmak ve oynamak kimin fikriydi?
Okul içinde yaşadığımız ciddi bir sıkıntı var. İnanılmaz bir personel sirkilasyonu yaşıyoruz. Okulumuzda 30 personel var, fakat kıyıda köşede olduğumuz için her sene 20 personel geliyor,
15 personelde gidiyor. Aslında başarıyı elde etmek isteyen bir ekibiz, bunun içinde ne yapmak lazım? Şüphesiz ki ekibi iyi kurmak gerekiyor… Tiyatronun oluşumun nedeni de budur. İstanbul’da sesimizi en kolay nasıl duyururuz? diye düşündük. Sosyal aktiviteler ve yarışmalar düzenlemeye karar verdik. Özellikle Ümraniye’de tiyatroda yarışabilmek için ekip kurduk. Ekibin başında da geçen yıl sözleşmeli öğretmen olarak atanan arkadaşımız Barış Akyol vardı. Bu oynadığımız oyunu daha önce kendisi ilkokuldayken oynamış, çok etkilenmiş. Bize de salon çalıştırıcısı olarak, bu tiyatro oyununu hazırlayarak oynamamızı sağladı. Tiyatro oyunumuz Ümraniye’de derece yaparak birinci oldu. İstanbul’da da yarışmaya giremedik ama bence girmeliydik. Çünkü; o ekip sadece normal öğrencilerden değil, özel eğitime muhtaç öğrencilerden de oluşan bir ekipti. İnanılmaz bir gelişim kaydetti. Orada üç tane kaynaştırma öğrencimiz olan; eğitilebilir orta düzey zihinsel engelli öğrencilerimiz de vardı. Onlarda orda çok ciddi başarılar elde ettiler. Kendilerine olan güveni geliştirdiler.
Ayrıca bizim öğretmenler arasında geliştirip oynadığımız bir tiyatro oyunu daha var. Öğretmenler gününde ki etkinlikte; ne yapalım? diye düşünürken; ben şöyle bir sıkıntı ile yaklaştım öğretmenlerime… Tüm eğitim ve öğretim hayatım boyunca hiçbir törende şiir okumadım, andımızı bile okumadım. Sosyal faaliyet olarak geride kaldım. Bunun için üzüldüğümü sanıyordum ve 23 nisan kutlamalarında geçen sene değil bir önce ki sene bir çocuğun ağladığını gördüm. Gittim yanına niye ağlıyorsun? diye sordum; “Ben etkinliklerde yer alamadım etkinliklerde yokum” dedi. Öğretmenine sordum niçin yok? Öğretmen kıyafet alacak durumu yok; bu nedenle de katılamadı dedi. Sonradan okul yönetimi olarak karar aldık. Bundan sonra bütün etkinliklerde bizim öğrencilerimizin hepsi katılacak; ama kıyafeti var yada yok… Hiçbir çocuk, ‘ben ailemin maddi durumundan dolayı etkinliklerde yer alamadım’ diye düşünmeyecek. Böyle bir karar içindeyiz… Anasınıfından tutun da son sınıfa kadar bütün öğrenciler bu heyacanı yaşayacak. Bende hiç hayatım boyunca etkinliklerde yer alamamanın burukluğu ile, öğretmen arkadaşlarla tiyatro oynamaya karar vererek hem oyunu yazdık hemde oynadık. Hepimizin, öğretmenlerimizle ilgili anıları var. Herkes birer kalem anısını yazsın dedik ve sınıf öğretmenimiz Gülçin Alyılmaz önderliğinde, yazdıklarımız derlendi, toparlandı ve senaryo haline geldi. İki müdür yardımcısı da olmak üzere; öğretmenler olarak 17 kişi, çok güzel tiyatro yaptık. Hepimiz çok keyif aldık diyebilirim.
Önümüzde ki yıl için planlarınız projeleriniz var mı? Planlarımız projelerimiz tabi ki var. 2004’te göreve başladığımızda beş yıllık plan yapmıştık. Yeni planlarımızda vardı; o planlarında sonuna ulaştık. Yani on senenin planlarını yaparak, hayata geçirmiş olduk. Bu sene biraz akademik başarıya yönelik çalışmak istiyoruz. Artık herşeyi yakaladık; şiir yarışmalarında birinciliklerimiz var. Tiyatroda başarımız var. Diğer sosyal aktivelerde de başarılarımız var. Fakat ciddi bir sıkıntımız var: Öğrencilerimiz girdiği sınavlarda ciddi başarı elde edemiyorlar. Bir çizgi var; onun üstüne bir türlü çıkamıyoruz. Biraz daha kendimizi bu yönde geliştirmeliyiz. Sosyal faaliyetleri de bırakmayacağız. Çünkü; sosyal faaliyet olmazsa başarıda olmuyor. Hedefimiz :mutlu çocukları çoğaltarak, başarıya ulaşma şansımızı arttırmak istiyoruz. Bizim sloganımızdan birisi de “Mutlu, Güçlü, Büyük bir Aileyiz!”
Sosyal çevrenizden ve yapınızdan bahseder misiniz?
Hekimbaşı Mahallesinin resmi kayıtların da: 1381 kişi, konut sayısı 2594, cadde sayısı 10, sokak sayısı 84, cami sayısı 4, bir sağlık ocağımız ve iki ilköğretim okulumuz ve kütüphane bilgisi bulunmakta. Farklı yerlerden göç almış ve hala göç almaya devam eden bir mahalleyiz. Mahallemizin nüfusunu %13 Sivas,%15 Ordu,%10 Kastamonu, %10 Giresun,%8 ise Tuncelli ve diğer illerden kişiler oluşturuyor. Okulumuzun farklı bir durumu daha var. Üç ilçenin birleştiği noktadayız. Ümraniye’nin bitiş noktasında, Üsküdar ve Beykoz’un da başlangıç noktasındayız. Biz üç ilçeye hizmet veriyoruz. Sadece Ümraniye’ye hizmet vermiyoruz.Diğer ilçelerden de öğrenci alıyoruz. Gelir durumuna baktığımızda; sadece günü birlik çalışan yada alt gelirle çalışan veli portföyümüz var. Maddi anlamda durumumuz iyi değil; fakat eğitime bakış açıları, bize bakış açıları, çocuklarıyla ilgilenmeleri çok iyi; bu konuda onlara hiçbir şey söyleyemiyorum. Sadece bizim sıkıntımız okulumuzun maddi kaynağının yetersiz olması.İstediğimiz noktaya gelmemiz için, gerekli maddi kaynağı velilerimizden alamıyoruz. Bunun içinde çok yoruluyoruz. Mesainin %40-%50 sini dışarıda geçirmek zorunda kalıyoruz. Çünkü velilerden maddi kaynak sağlayamıyoruz.
Okulunuzda ne tür sıkıntılarınız var?
Maddi açıdan baktığımızda sıkıntılarımız var. Örneğin, okulumuzun temizlik işleri yani hizmetli konusunda. Şu an bir tane kadrolu elaman var. Fakat oda eğitim öğretim bittiği zaman emekli olacak. Ayrıca altı tane ücretli hizmetli çalıştırıyoruz. Onların maaşları ve ssk’sı derken, biraz zorlanıyoruz. Okul olarak idare etmeye çalışıyoruz…Bir diğer sıkıntımızda; resim kursu açıyoruz. Fakat resim kursuna bütün öğrencilerin katılamadığına da çok üzülüyoruz. Çünkü; çalıştırıcı olarak bir yıl içinde resimleri biriktiriyoruz. Sergilemek içinde salon arıyoruz bulamıyoruz.
Okulunuzun başka bir özelliği veya diğer okulara göre farklılığınız var mı?
Biz farklılık konusunda; diğer okullara göre; bir plan program doğrultusunda iş yapan bir okul olmaya çalışıyoruz. Öğretmenin bireysel yeteneklerine göre bir eğitim öğretim değil, Şehit Öğretmen Ahmet Onay İlköğretim Okulu olarak kendi ortamını oluşturan bir yapı oluşturmaya çalışıyoruz. Bunun içinde her şeyi sağlamaya çalışıyoruz. Bizim okulumuzda yapılacak veli toplantılarının ve yapılacak gezilerin tarihi ve zamanı bir yıl önceden belirterek, velilerimize duyuruyoruz. Bir diğer konuda; anne baba eğitimine destek programlarına çok önem veriyoruz. Biz biliyoruz ki; velilerimiz ne kadar bilinçli olurlar ise; bizde okadar başarılı oluruz. Onun için velilerin eğitimini çok önemsiyoruz. Her sene iki tane anneyi eğitime destek programına dahil ediyoruz. Elimizden geldiği kadarıyla da ‘baba eğitimi’ programı açmaya çalışıyoruz. Bir senede 45-50 annenin eğitimini düşünürsek; yaklaşık beş senede 350-400 tane anneyi bu eğitimden geçirmiş olduk. Babalar konusunda da yeterli başarı elde edemedik çünkü; çoğu gece çalışıyor. 60-70 tane babayı eğitim destek programından geçirdik. Okulumuzun en büyük özelliği birbirimizi sevmek ve güvenmektir.
Son olarak bizim aracılığımızla neler söylemek istersiniz?
Okulumuzun yan tarafında büyük bir bahçe var. Bizim için o bahçe çok önemli, okul adına ve mahalle adına çok şeyi gerçekleştirecek bir kapasitede. İnsanların gidebileceği, oturabileceği, bayanların yürüyüş yapabileceği bir park alanı yok.Bu hususta burada çok büyük bir ihtiyaç var. Bunların hepsini okulumuzun yan bahçesinde gerçekleştirebiliriz. En büyük isteğim; yan bahçemizi güzel bir park haline getirebilmek. Belediye başkanımız belki duyar. Biz birkaç kez gittik yanına fakat bir ses çıkmadı. İnşallah bizim sesimizi buradan duyar.
Ben her zaman şu fikri benimsemişimdir. Eğitimde bir iyinin bir de kötünün olduğunu düşünmüşümdür. Yaptığımız bir şey eğitim için iyi yada kötüdür.Konuşmalarımızdan, hareketlerimizden, çocuklara yaklaşımımıza kadar her şeyi çok iyi değerlendirmemiz lazım. Bunun ortası maalesef yok. Çocuklar ya iyi olur yada kötü, ya iyi etkileniyor yada kötü etkileniyordur. Bu meslek çok zor bir meslek ama çok ta keyifli bir meslek. İnanın bütün müdürlerimizden duyduğum sözlerdir bunlar. Çünkü,bizler hepimiz insanla uğraşıyoruz. Ben arkadaşlarıma hep söylüyorum: Çektiğimiz bütün sıkıntılarımız hep insanlardan kaynaklanıyor. Bizler öyle insanlar yetiştirelim ki gelecekte bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmesinler ve gereksiz sıkıntı yaşamasınlar diyorum. Ve sizlere de bizleri, ‘Işığın Sesi İnternet Heber Sitesi’ne ve Dergisine konuk ettiğiniz için; öğretmen arkadaşlarım ve öğrencilerim adına teşekkür ediyorum.
Hakan KINAY
1971 İzmit-Gölcük doğumlu.İlk,orta ve lise öğrenimini Eskişehir’de tamamladı.Anadolu Üniversitesi Fen edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü mezunu.1994 te Eskişehir-İnönü- Erenköy Köyü İlköğretim Okulu’nda göreve başladı.1997 de İstanbul- Ümraniye- Kazım Karabekir İlköğretim Okulu’na müdür yardımcısı olarak geldi.2001 yılında aynı okulda müdür baş yardımcısı oldu.2004 yılında da, şu anda ki okuluna müdür olarak atandı.Sayın Kınay, evli ve iki çocuk babası.
Yükleniyor...
|
|