Öğretmenlerin onuruyla oynamayın!..

Maalesef onlara en büyük kötülük kendi cinslerinden geliyor...

17 Ocak 2009 Cumartesi 00:23
burak
Haber Tarık EREGAN
 
Gencecik öğretmenlerimizin gelecekle ilgili ümitleri ümitsizliğe; neşeleri kedere; sağlıkları psikolojik rahatsızlıklara dönüştürülüyor.İşte yıllar önce mezun olmuş ve hayatın gerçekleriyle kısa sürede yüzleşmek zorunda kalmış bir öğretmenimiz…
 
Öğretmenliği bilinçli olarak mı tercih etmiştiniz?
Hayır.O zaman ki hayalim mülkiye yi kazanarak bürokrat olmaktı.
 
O zaman tercihiniz de kim etkili oldu? Öylesine bir tercih mi?
Anadolu Öğretmen Lisesi mezunu olunca; mecburen öğretmen okulunu de tercih etmek zorundasın...Dolayısı ile tercihlerimiz de eğitim fakülteleri de vardı.Nitekim fakülteyi bitirerek öğretmen olduk.
 
Öğrencilik hayatınız nasıl geçti?Fakültede nasıl bir öğrenciydiniz?
İlköğretimdeyken başarılı bir öğrenciydim.Liseye gelince biraz durgunlaştık.Fakat üniveriste hayatı tamamen isteksiz geçti.Bu süreci de; vasat bir şekilde tamamladık.
 
Sebeb neydi bu bezginliğiniz de?
Sebeb şu:Tamamen bir gelecek kaygısı vardı.Bölümde istemiyerek okuyordum.Öğretmen olmak istemiyordum.Mezun olunca görev alabilecek miydim ve ne tür işler yapabilirdim şeklinde, ister istemez düşünüyordum.İlerki zaman da; korkularım da haklı olduğumu gösterdi. Yani sıkıntı stres daha okul bitmeden başlamıştı.
 
O zaman ‘konu mankenliği’ yaptınız fakülte de?
Aynen öyle.Okula git sesizce otur dinle.Eve gel yat tekrar sabahleyin aynı şeyleri yap…Tek düze bir hayat…Zaten çoğu zaman da devamsızlık yapıyordum.
 
Diğer arkadaşlarınız da aynı psikoloji de miydi?
Çok aşırı istekli değillerdi.Zaten çoğu öğretmenliği idealize edipte oralara gelmiş gözükmüyorlardı.Sadece mecburiyetten ve bizim bölüm popüler olduğu için gelenler vardı.
 
Bırakmayı düşündüğünüz olmuş muydu?
Evet birkaç kez düşündüm ama kazanmak istediğim bölümü kazanamyacağım için ve farklı sebeplerden başarısız olduğumu düşünecekleri için de bırakamadım.Yani çevrenin etkisi…
 
Fakülte de arkadaş ilişkileri nasıldı? Evde mi kalıyordunuz?
Değişik ortamlarda kaldım.Ev ve yurt ortamlarını da gördüm.Tek başına da yaşadım…Okula pek uğramadığım için; pek de sıcak arkadaş ortamım yoktu.
 
Ne işler yapıyordunuz okula gitmeyince?
Avare avare dolaşıp geleceğimin nasıl olacağını düşünüyordum…Öğretmen olacağıma kahrediyordum…Ve ne yapabilirim diye kafa yoruyordum.Bazı zamanlarda part- time işlerde çalışıyor, kafamı dağıtmaya çalışıyordum…Yurtta kalıyorsam eğer; zaten hayatım okul ile yurt arasın da geçiyordu.Anlaşıldığı üzere gelecekle ilgili çok beklentim olmadığı için, fakülte yıllarım pek verimli geçmedi diye bilirim…
 
Mesleki ve kişisel gelişimle ilgili hiçbir çabanız oldu mu öğrenciyken?
Açıkcası kişisel gelişim üzerine kurslara gittim ama pek tatmin edici olmadı.Daha ziyade okulun kütüphanesinde kitaplara gömülürdüm…Biraz olsun bu beni rahatlatıyordu…Azda olsa akademik bir yönüm var sanırım…
 
Üniversite de kalmayı düşündünüzmü?
Pek düşünmedim.Çünkü gördüğümüz kadarıyla pek sağlıklı şartlar mevcut değil.Çalışanların da özellikle maddi anlamda ciddi sıkıntılar var.Kısacası popüler bir hayatları yok…
 
Sizi etkileyen hocalarınız olmuştur.Onlardan biraz bahsedermisiniz.
Üniveriste ye gittiğim ilk yıl; bizim yan branş sosyal bilgiler olduğu için,tarih dersimize gelen bir hocamız vardı.İsmi Doc.Dr.Haluk Dursun olan değerli hocamız; sıradışı bir eğitim metodu izliyordu.Üniversiteye gelmişiz; nasıl bir ortam olduğunu bilemiyoruz…Biraz da köy orjinli olduğumuz için, çekingen bir yapımız vardı.Muhterem hocamızın sıcak yapısı ve çağdaş öğretim metodları ilgimi çekmişti.Bana tavırlarımdan hoşlanarak "abi" diye hitap edişi ona olan ilgimi daha da artırmıştı. Özellikle ‘kültür tarihi’ üzerine uzmandı.İstanbul’un tarihini iyi biliyordu.Bu gibi sebeblerden diğer arkadaşlar tarafından da çok sevilirdi.Yine bölüm başkanımız Prof.Dr.Mustafa Kaçalin’in çalışmaları ve ilme aşık olması da beni çok etkilemişti.Onun gibi olmak isterdim ama bunun için belirli bir süreç ve  en önemlisi emek yani ter gerektiriyor.Yine üniversite haricinde konferanslarına ve seminerlerine büyük bir iştiyakla katıldığım ve etkilendiğim değerli hocalarım vardı.Örneğin bir Pro.Dr.Durmuş Hocaoğlu bir Mehmet Niyazi Özdemir, benim için çok etkileyici eşi bulunmaz insanlardı…
 
Öğretmen adaylarının fakülte de almış olduğu ‘öğretmenlik eğitimi’ yeterli mi sizce?
Şimdi, “Türkçe Eğitimi” Ana Bilim Dalı olarak geçiyordu.Fakat Bilim Dalı olmasına rağmen bu alanda yapılan çalışmalar yeterince oturmuş değildi.12-13 yaşında ki çocuklara Anadil Eğitimi nasıl verilir; bunun eğitimini yeterli bir seviyede alamadık.Şimdi öğretmenlikte de zorlanıyoruz.Ama en azından böyle bir şeyin önemini bilen bir bölüm ve fakültedeydim.Ana Dili Eğitimi’nin önemini kavradık.Öğretim görevlilerimizde bu alanda yetişmiş elamanlar değillerdi.Kendileri daha çok Edebiyet Araştırmaları ve Dil Kökeni üzerine yetişmiş akademisyenlerdi.Ama önceden söylediğim gibi; bunun önemini bizlere hissettirdiler…Özellikle doktora yapan hocalarımız ve asistanlar bunun önemli olduğunu bizlere sık sık vurguluyorlardı.Onların kişisel çabalarıyla bizler Anadili Eğitimi’nin önemini kavradık…
 
Arkadaşlarınızla ilişkileriniz nasıldı? Onlarla görüşe biliyormusunuz? Yoksa her şey orada mı kaldı?
Aslında devam edebilecek ilişkiler vardı ama;acımasız ve ruhsuz hayat insanları birbirinden koparıyor…Herkes ülkenin değişik yerlerinde çalışıyor.İstanbul içinde olanlar için bile görüşmek daha zor…Doğal olarak ilşkiler kopuk.Bir de bunun benden kaynaklanan nedenleri var. O da; o yılları,fakülte yıllarını,eğitim okuduğum yılları; hatırlamak istemediğimden dolayı; pek de kimseyle görüşmek istemiyorum.Hala daha eğitimciliğe devam edip etmemek noktasında düşünmekteyim. Kararsızlık devam ediyor…
 
Olay ekonomik mi?
Ekonomik değil; eğitimciden ziyade bir idareci olmayı yapıma daha uygun gördüğüm için.Eğitimcilik ap ayrı bir uzmanlık dalı ve çok sabır gerekiren bir iş.Evet öğretmenliğin eğitimini aldık önemini kavradık;özellikle de bizim bölümde.Ama bu benim yapıma uygun bir iş değil.İdareciliğe daha yakınım diye düşünüyorum.
 
Rıdvan bey hangi tarihte mezun olmuştunuz?
2004 mezunuyum.
 
Sınavlara girdiniz,yeterli puan alamadınız,hayal kırıklığına uğradınız
Evet
 
Ondan sonra neler düşündünüz?Bir an için afalladınız sanırım
Şimdi aslında yapmak istemiyor olmamıza rağmen; bu sınava ister istemez giriyorsunuz.Bu sınav da başarısız sayılmak,öğretmenlik alamamak insanı yoruyor… Dolayısı ile canı gönülden öğretmenlik yapmak isteyen arkadaşlarımın hayal kırıklığını tahmin bile edemiyorum...Sınavı kazanamayınca devletten kadro alamayınca ; hem halk tarafından hemde özel sektör tarafından dışlanıyorsunuz.İkinci üçüncü sınıf muamale görüyorsunuz…Kalpazanların…Kalpazan diye tabir edelim…Eğitim Kalpazanları'nın eline düşüyorsunuz…
 
Dersanelerin mi?
Dersaneler başta olmak üzere eğitim kurumlarında; hatta bana öyle geliyorki,milli eğitim bile bizleri üç kuruşa çalıştırmaya bakıyor…Herkes bizleri 300-400 lira gibi komik ve geçinemeyeceğimiz ücretlerle ve ağır şartlar altında çalıştırıp kullanmaya çalışıyor…
 
Onurunuzla oynayarak….Hayallerinizi yıkarak… Psikolojinizi bozarak…
Psikolojimiz bir tarafa; bir eğitimcinin onuruyla oynamak ciddi bir vakaa…Çünkü insan yetiştirmek için yetiştirildik.Genç öğretmenlere bu yapılanlar reva değil…Belirli bir yaşa gelmiş,eğitim almış ve artık hayatına yön vermek isteyen insanların böyle kullanılması bu gibi durumlara düşürülmesi ebeveynler ve bizler için çok acı…
 
O zaman bir öğretmen okulundan mezun olan bir öğretmeni; sınava tabi tutup oyalayan ve rencide eden sisteme karşısınız
Farklı yöntemler geliştirilebilir…Ama şimdi 4 yıl Anadolu Öğretmen Lisesi ve 4 yıl fakülte okumuş bir insanın; başarısız kabul edilmesi yetersiz gösterilmesi; 300-400 e çalıştırılması; bizim durumumuz da olanları ister isemez üzüyor
 
Bu ülkeden gitmeliyim bana göre bir yer değil dediğiniz oldu mu?
Çok defa oldu.Hala yer yer diyorum.Çok bunaldığım zamanlarda;özellikle eğitim alanında karşılaştığım sıkıntılar esnasın da; okuduğuma da okuyacağımada,bu insanlara vereceğim katkıya da pişman oluyorum...Kıcası bu ülkeyi terk etmeyi çok defa düşündüm...
 
2004 te mezun oldunuz KPSS yi kazanamdınız…Sonra ne tür işler yaptınız?
Mezun olunca bir dersaneye girdim.15 gün sonra dersanenin kaçak olduğunu öğrendik,sonra ayrılmak zorunda kaldık.Başka dersaneye geçtim.Burası da; milli eğitime çalıştığımı resmen bidirmemiş; birkaç ay beni oyaladılar…Stajyerliğim başlatılmadı ve kaldırılmadı,bunun yüzünden ayrıldım.Kış ortasın da işsiz kaldım.Aylarca işsiz gezdim.Bir öğretmen olarak işsiz güçsüz parasız dolaşmak,kirayı ödeyememek çok zor…Sonra ki yıllarda; yine eğitim alanın da devam edip etmeyelim mi diye düşündük.Sonra bir koleje baş vuruda bulundum.İşe başlamadan önce yapılan iş görüşmelerinde hemen söyledikleri söz:” Hocam siz stajyersiniz,stajyerliğinizin kalkması lazım onun için size 200-300 lira verelim gelin hemen çalışın “ şeklinde.Bu tür muameleler, zaten bozuk olan psikolojimizi daha da bozuyor.Maalesf gittiğimiz her kurum böyle…En sonun da yılıyorsunuz bir kurumu kabul ediyorsunuz…Orada yine dolandırılıyorsunuz…1 sene bedeva çalışıyorsunuz…Yine stajyerliğinizin kalkmadığını öğreniyorsunuz…Stajyerliğinizin bir koz olarak kıllanıldığınızı,aldatıldığınızı,dolandırıldığınızı iliklerinize kadar hissediyorsunuz…Benim gibi yıllarca dolandırılan; emeği sömürülen; onuruyla oynanan; tonlarca arkadaşa rastlıyorum eğitim dünyasın da…
 
Rıdvan Öğretmenim; sizin tertemiz gençlik hayallerinizle ve emeğinizle oynayanların çoğunun ; öğretmen(!) kökenli olduğunu biliyormuydunuz?
 
Kendi fakültem den mezun olupta beni kullanmaya çalışan öğretmen arkadaşaları da gördüm.Hasbel kader şarktan gelip dört tane kuzu satıp dersane ortağı olanları da gördüm.Ama en can alıcısı Ümraniyede yaşadığım bir olaydı.20005 yılı sonuna doğru eğitim mezunu bir arkadaşımız ile Marmara Üniversitesi'nde sözde öğretim üyesi olmuş  bir şahsın kurmuş oldukları bir dershanede işe başladığımın ilk günü; sırf öğretmenler odasına gelen  ve kim olduğunu sonradan öğrendiğim; patronun eşi hanımefendiye 'hoş geldin' etmediğim için kovulduk...Kendilerini bu kadar ulaşılmaz gören sözde eğitim ve ilim adamları, Dudullu'daki şubeleriyle de para kazanmaya devam ederken; biz hala sürünüyoruz. Bunlar da doğal olarak bizi yordu.Eğitimle alakası olmayan insanların da eğitimci pozlarına girdiğini bu gözlerimiz gördü.Hadi bunlar bir şekilde göz ardı edilbilir,masum görünebilir ama fakülte de birlikte olup, bizden 1-2 sene önce mezun olan ve çeşitli dershane kurtlukları yapan arkadaşları görmek utanç verici ve insanlık adına facia!
 
Rıdvan bey Fakülteyi burda okudunuz,İstanbul’a alışa bildiniz mi?
İstanbul’ a alışabildim desem hem doğru hem de yalan olur.Öncelikle hangi İstanbul? Diye sormak lazım...Öğrenciye, kimsesize, işsize, yersize, garibe; zindan olan İstanbul mu? Yoksa Yahya Kemal'e "Aheste çek kürekleri mehtab uyanmasın.Bir alem-i hayale dalan ab uyanmasın.Aguş-ı nevbaharda habibedir cihan.Sürsün sabah-ı haşre kadar hab uyanmasın." dizelerini döktüren İstanbul mu? Ben Edebiyat okumaktan ziyade edebiyatın kendisi olan İstanbul'u yaşamayı; ona aşık olmayı; o gül-ü dilara ile hemdert, hemhal olmayı hayal ederek gelmiştim... Ama nerdeee!... .Ahhhh! ahhh! ahhh!.... Yinede her türlü sıkıntısına rağmen burayı seviyorum ama; İstanbul keşke eski İstanbul gibi olsaydı...Tabi ki,yer yer bazı noktalarda; burda yaşamak için zorlanıyoruz.Fakat şu da bir gerçek ki: İstanbul artık parasız adamların yaşayacağı bir yer olmaktan çıkmış…İstanbul dan bir gün ayrılmak zorunda kalırsak, muhakkak ki özleyeceğiz ama; şahsımıza ve emeğimize yapılmış aldatmacalar da; kötü bir anı olarak belleğimiz de kalacak.
 
Bir öğretmen olarak geleceğinizi nasıl görüyorsunuz?
Evet öğretmene ihtiyaç var,görev alına bilir.Ama açıkcası Türkiye’nin krizlerden kurtulacağına inanmıyorum.Her yıl binlerce öğretmen mezun oluyor…Bunlar KPSS ile yüzleşiyorlar.Bu arkadaşların çoğu açıkta kalacaklar,bunalıma girecekler…Bu arada özel sektörde; bunlara sıkıntılar yaşatacak...Yani ne öğretmen olarak nede insan olarak Türkiye’nin geleceğinden ümitli değilim…
 
 
Rıdvan Yalçın
 
Aslen Çayırlılı olup; 1981 de Erzincan Çayırlı'da doğdu.Ülkemizin ender ozanlarından Çayırlılı Davut Sulari'nin yetiştiği toprakların çocuğudur. İlkokulu, Keklikkayası İlköğretim Okulu'nda, ortaokulu Erzincan İmam Hatip Lisesi orta kısmında ve liseyi ise Erzincan'da Milliyet Anadolu Öğretmen Lisesi’nde bitirdi.2004 yılında İstanbul Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Öğretmenliği’nden mezun oldu. 
Yükleniyor...
İLGİLİ HABERLER