Şarkışla, çok özel bir şehir
Terme'nin Çevreci Köpeği
Helal olsun!
Hz Muhammed'den 40 öğretici metod
05 Eylül 2010 Pazar
Çocuklar marka tutkunuYasin Köse ile ´ayakkabı´ hakkında konuştuk.
Haber Canan BAYAR
Işığın Sesi olarak, esnaf ziyaretlerimize devam ediyoruz…Ümraniye’de uzun yıllar esnaflık yapan Gizem Kundura’nın sahibi sayın Yasin Köse ile, ayakkabıcılık sektörü üzerine; kısa bir söyleşi yaptık.
Ayakkabı mesleği miras mı? Mesleğinize başlama hikayenizden bahsedermisiniz?
Ayakkabıcılık mesleği baba mesleği, babamın 30-35 yıl önce Kağıthane’de ayakkabı mağazası vardı. Ben ayakkabıcılık mesleğine ilkokul yılların da ilgi duydum. Bu işe babamın yanında başladım. Bana çok sıcak geldi. İnsanlarla diyalog kurmak ve birşeyleri sunabilmek, anlatabilmek; bu hangi konu hakkında olursa olsun benim için keyif verici. Ümraniye’de Küçüksu caddesinde 1996 senesinden bu yana esnaflık yapmaktayız. 13 seneden beri Ümraniye halkına hizmet veriyoruz.
Bir dönem Türkiye’nin ayakkabı dünyası, Uzakdoğu istilasına uğradı, bu durum sizi nasıl etkiledi
Uzakdoğu olarak özellikle Çin ayakkabılarından bilgi vermek istiyorum. 4-5 sene önce Çin ayakkabıları Türkiye’yi ve İstanbul’u kasıp kavurdu. Ekonomik krizin başladığı dönemlerde Çin ayakkabıları da; rakamsal olarak çok uygun olduğu için; vatandaşlar hep Çin ayakkabılarına yöneldi. Bu durum satışlarımızın çok az seviyelere inmesine sebeb oldu. Fakat, alan müşteriler kalitesinden dolayı, rahatsızlığından dolayı tekrardan imalatlara ve yerli ürünlere döndüler. Daha evelden böyle bir durumla karşılaşmamışlar. Çünki; her zaman alışkanlık var. Şöyleki; rakamsal olarak 10 TL ye Çin ayakkabıları satılırken; deri ayakkabıların maaliyeti 40-50 TL arasındaydı. Dolasıyla vatandaş; rakamsal olarak uygun olan, ekonomik ayakkabıya yöneldi. Ama ayak sağlığı açısından çok çeşitli rahatsızlıklar geçirdiklerinden son yıllarda Çin ayakkabıların da satışlar da düşüşler oldu. Son bir sene içersinde ilgi, sıfır noktasına geldi. Ayakkabı atölyeciliğinde durum nedir?
Atölyelerin bu dönemlerde hararetli çalışmaları devam ediyor. Fakat bu seferde dünya krizi ile karşı karşıyayız. Dünya krizinden etkilenen sektörlereden biride ayakkabı sektörüdür. Çünkü; vatandaş alım gücü olarak ayakkabı tercihlerini son plana bırakıyor. Eskiden genç bayanların genç erkeklerin 5 çift, 10 çift ayakkabısı vardı. Şu anda ise; özellikle de erkekler de; ayakkabı aldığı zaman yazı -kışı devamlı bir ayakkabı ile idareye gidiyorlar. Yine bayanların, kıyafetlerine göre saçlarına ve çantalarına göre ayakkabıları 5 çiftte yakın olanları var. Erkekler ayakkabısını yırtılana kadar ve tamiri son had safasına gelene kadar giyiyor. Bu da satıcı olarak bizi; dolaysıyla bizde imalatçıları son derece etkiliyoruz.
Peki sizce, sektörde markalı ayakkabıların durumu nedir?
Sektörde ithalat olarak olarak Türkiye; 5 yıl önce çok farklı yerdeydi. Mesela; İtalyan ayakkabılarına çok taleb vardı. 1995 senesinde Bağdat caddesinde ‘bedsant’ diye bir firmada çalışmıştım. İtalyan bir firma idi. O zamanlar insanlarımız,direk markaya gelirlerdi; İtalyan mı? Diye sorarlardı. O zaman ki alım gücü daha rahattı, insanlar kendilerine maddi olarak çok çok harcama yapabiliyordu. Ama gün geçtikçe, insanların gelirleri giderleri birbirine denk gelmediği için; bu durum yavaş yavaş, bir marka tutkusunu da bitirdi.
Peki marka konusunu biraz açalım; vitrininizde marka satıyor musunuz? Müşterileriniz marka soruyor mu?
Marka konusu derken; firma olarak marka olarak ayakkabı soran bir çok müşterilerimiz var. Biz mağzacı olarak; marka açısından çok zorluk çekiyoruz. Bir markalı ayakkabıyı vitrinimize koymak için teminat mektupları, onların koymuş oldukları bütün kotaları kabül etmek gibi değişik sıkıntılar yaşıyoruz... Mesela; bir Lesson markası daha düne kadar pazarlarda satılıyordu. Şu an Lesson markası, bir markalaşma aşamasında. Lesson markalı ayakkabı alabilmek için, 70 milyar liralık yıl içersinde mal alma zorunluluğu geldi. Bu da demek oluyor ki; ayda 6 milyarlık spor ayakkabı alımıdır. Biz esnaf olarak markalı ayakkabı alımımız artık çok zor. Onun için de marka olmayınca; satış gerçekten çok zor oluyor. Marka tutkusu özellikle; on yaşların da altlarına indi. Daha evelden böyle bir olay yoktu. Babalarımız bayramlarda bize ayakkabı aldığı zaman, o ayakkabıyı arafe gününden yastığımızın baş ucuna koyuyorduk. Ama şu an o günler geride; bizim zamanlarımızda kaldı… Bu gün çok çeşit marka var. Müşterinin alım gücü öncelikle çocuklarına; sonra kendisine geliyor.Yani geriye bir şey kalırsa kendilerine alıyorlar.Bazende alamadan mağzadan çıkıyorlar. Her zaman marka çeşidimiz olmuş olsa; vitrinimizde satış kolay olur. Kar limitleri sınırlı markalarda kota koymaları; gerçekten satışları zorlaştırıyor. Çok güç durumlarla karşı karşıya kalıyoruz.
Ayakkabı satın alma ve giyme konusunda Ümraniye acaba ne durumda?
Ümraniye’de ayakkabı sektöründe bütün markalar var. Akla gelebilecek bütün markalar mağazalarda var.Eskiden Kadıköy’e Üsküdar’a alışverişe giden Ümraniye’ilerdi. Şu an ise Kadıköy’den Üsküdar’dan gelen müşteriler var. Ümraniye Çarşısı potansiyelin en fazla olduğu yer. Anadolu yakası olarak Ümraniye; 15 sene öncesine kadar ismi duyulmuyordu. Şu an Ümraniye’yi herkes biliyor, duyuyor. Çok kalabalık bir caddeye sahip. 1,5 milyona yakın nüfüsu var Ümraniye’nin.1996 senesinde 50 tane ayakkabı mağazasını hatırlıyorum, şimdi aradan 13 sene geçti ve yaklaşık 400 tane ayakkabı mağazası sayabilirim. Çok büyük bir potansiyel nüfus var. 700 bin civarında olan nüfus 1,5 milyon oldu.. Fakat ayakkabı mağazası olaraktan da 8 katı oranında bir artış var. Bu da pastanın dilimlerinin çoğalmasına sebep oluyor.
Ümraniye’nin yıllık ayakkabı pazarının büyüklüğü nedir?
Mali durum olarak Ümraniye’de geçen seneler 250 tl ye kadar bir ayakkabı satışına şahit oldum. Ümraniye’nin çarşısı, son durağa 800 metre mesafede.Halkın odaklandığı noktada orası. Bütün müşteriler oraya akın ediyor. Bizlerde iç kısımda kalarak çok güç durumda kalıyoruz; satışlarımız yüksek olmuyor diyebilirim.
Ayakkabının fabrikalaşmaya gitmesi hususunda neler söyleyebilirsiniz?
Evet ayakkabılar fabrikalaşmaya doğru gidiyor. Ve de gitmek zorunda. Çünkü; maliyetler çok yüksek.Bir ayakkabı imalatında; küçük imalatçılarla, küçük satıcılarla muhatap olunuyor. İmalatçınında gücü çok sınırlı. Ben Anadolu’ya yılda 2 ile 3 sefer gezerim. Mart ayında Anadolu’daydım.İçler açısı bir durumla karşı karşıya geldim. Daha önceki yıllarda bir hafta Anadolu’da kalırdım. Bu dönem Anadolu’da yarım günde işim bitti. Nedeni ise; 2000 bin tane atölyeciden 400 tanesi kalmış. Onlarıda can çekişen bir pozisyonda gördüm. Mecburen orada 10 tane imalatçı bir araya gelerek fabrikalaşma yoluna gidiyorlar. Ayakta kalmabilmenin mücadelesini veriyorlar.
Her insanın hayalinde bir meslek vardır. Acaba ayakkabı sektöründen başka hangi meslek ile uğraşmak isterdiniz?
İlkokul çağlarımda emniyet teşkilatına karşı çok meraklıydım. Polis memuru olmak istiyordum.Fakat okumak gerekiyordu, ben okumadım. Sonraki zamanlarda ise tiyatroya karşı ilgim oluştu. Çeşitli rollerde görev alıp figiüranlık yaptım. Benim için çok zevkliydi.
Tiyatroculukta yeteneklisiniz yani?
Tiyatroculukta özellikle Nejat Uygur ve Şener Şen’e karşı aşırı derecede hayranlığım ve merakım var. Yetenek konusunda da en dertli arkadaşlarımı 5 dk içinde güldürmeyi başara biliyorum. Karşımdaki kişiyi neşelendire biliyorum. Her ortamda bu yapıya sahibim. Aslında ayakkabıcılık mesleğimden de çok uzak sayılmaz bu iş. Esnaflık, insanlara birşeyler anlatabilmek, sunabilmek, aktarabilmektir. Müşteriye ayakkabı satarakta bunu gerçekleştirebiliyorum. Bir tiyatrocunun ödülü alkıştır. Benim tiyatro oyuncu yeteneğimle beraber ödülüm; alkış değilde sattığım bir çift ayakkabıdır. Bu meslekte de bu bana büyük keyif veriyor.
Sanat dünyasını nasıl buluyorsunuz? Öğrendiğimize göre sesinizde güzelmiş?
Evet sesim güzel, halk müziği okuyordum. Fakat acı bir şekilde de son buldu. Sanat dünyasını çok farklı bulurdum. Ama öğlede görüldüğü gibi veya zannedildiği gibi değilmiş.
Sakın dolandırıldım demeyin?
1999 yılında maalesef çok farklı gördüğüm bir kişi tarfından dolandırıldım. İsmini vermek istemediğim bir şahıs ile, bana kaset yapma vaadiyle 25 bin dolar karşılığında anlaşmıştık. Parasını ödedim; fakat kendisi kasedi yapmadı. Bana sözde sontej verecekti, çeşitli eğitimlerden geçirecekti; ama olmadı. O şahsın çok hızlı bir döneminde; rüzgarına bende kapıldım. Paramda gitti, şöhrette olamadım. Hala mahkeme aşamasındayız.
Peki ayakkabıcılık mesleğinde en kötü ve en iyi anınız var mı?
Şu ana dek bu meslekte kötü anım olmadı. İyi anım ise; aklıma ilk gelen, dükkanı ilk açtığım zamanlarda insanları pek fazla tanımıyordum. Dükkana sabah saatlerinde yaşlı bir hacı amca geldi. Yarım saat ona ayakkabı hakkında malumatta bulundum. Ayakkabının tabanından tutunda derisinden, astarından, işciliğinden bahsettim. Çok güzel dinlemesi beni mutlu etmişti. Fakat 20-25 dakika sonra bana dönüp: “Evladım kulaklıklarım yanımda yok. Ben senin dediklerinin hiç birini duymadım, anlamadım. Ben kulaklıklarımı takayım öyle geleyim” dedi.
Beni bayağı güldürdü. Çok güzel anılarımdan biridir bu; bunu hiç unutamam….
Yasin KÖSE
1974 Erzurum Horasan doğumlu. İlkörtetim ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. Evli ve iki çocuk babası.
Yükleniyor...
|
|